Canım Can’ı çekti

Sigortacı Gazetesi

Cuma, 19 Temmuz 2019
Yazı Boyutu
  • increase font size
  • Default font size
  • decrease font size
Sigortacı Gazetesi Faruk Ömrüuzak Canım Can’ı çekti


Canım Can’ı çekti

e-Posta Yazdır PDF

Bahar aylarına girdik ama bahar henüz gelmedi. Geleceği de yok gibi gözüküyor. Olsun; içimdeki zaman saatinin tik taklarını kulaklarımda hissediyor ve sanki on sekiz yaşındaki delikanlıymışım gibi baharın kıpırtılarını içimde yaşıyorum.  
Bahar geldi diye canım çağla çekiyor, yiyemiyorum,  can eriği çekiyor, onu da yiyemiyorum. Çünkü ağzımdaki implant tedavisi bir türlü bitmedi. Diş doktorumun kulakları çınlasın.
Candır çeker… Canım başka şeyler de çekiyor.  Bahar bu, başka şeye benzer mi? Canım Can’ı çekiyor. Hani şu “Ben her bahar âşık olmam ama gitmek isterim. Gittiğim olmadı hiç, ama istemek de güzel” diyen büyük şair Can Yücel’i çekiyor.
Can Yücel büyük şair.  Zaman zaman bu köşede şiirlerine yer verdiğim ve bazı dostlarımın “ya’hu başka şair yok mu, hep Can Yücel’den yazıyorsun” diye beni eleştirdikleri büyük usta. Tabii ki dostlarımın dediği gibi benim de hayranı olduğum nice büyük şair, büyük usta var ama Can Yücel’in yeri bende bambaşka. Biliyorsunuz kendisi eski Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in oğlu. Yurtdışı eğitim bursu kazandığı halde babası, “Bakan, kendi oğluna torpil yaptı derler” diyerek gitmesine engel olmuş. Demek o zamanlar insanlar çok dar görüşlüymüş! İyi ki de gitmemiş, gitseydi belki de büyük bir bilim adamı olur, ama şair olamazdı. Her büyük şair gibi o da çok sıra dışı. Şiirlerinde hayat var, ölüm var. Her düşünen ve sorgulayan sanatçı gibi o da düşündüklerini acımasızca söylüyor, hem de en iğneleyici dille… Bakın “İğneli” şiirinde kendisini nasıl tanımlamış.

Anam babama âşık olmuş,
Babam da anama.
Gezelim bu çarşamba demiş babam.
Sur-dışlı anam, öyle şık bir fistanı yok,
Ablasının nişanlığını istemiş ödünç,
Teyzem daha toplu, oturmamış üstüne entari,
Teyelle, iğneyle ayarlamışlar üstüne anamın.
Babam, kavilleri üzre, gelip Topkapı dışındaki evlerine,
Anamı alıp, bir kaç tıramvaylan aktarma,
Bebeğe götürmüş o Afrodit’i.
Bebek sırtlarına çıkmışlar.
Babam oturtmuş anamı çayıra,
Denizi göstermiş,
İyi şeylerden söz etmişler,
Derken öpecek olmuş anamı,
Anam çoktan râzı.
Babam el atınca orasına, burasına,
Fistandaki iğneler batmaz mı eline!
Ay! demiş bağırmış babam…
O gün, o çayırda, o an
Düştüğüm için ben anamın imgelemine,
Yaşamda da, şiirde de
Böyle iğneli konuşmaklığım.

Rahmetli Yücel sivri dilliydi. İğneli yazardı. İşte onlardan biri:
“Türkiyat Vapuru”
Yanaşmadan önce dağıldı iskeleye
Önce karinesi, sonra sintinesi
Derken alt-vasat-ve üst güvertesi
Baş üst-vasat-alt
Ardından kıç üst-vasat-alt yolcuları
Dağıldılar bir meçhul semte
Kırlangıçlarleyin ellerinde fileleri, çantaları
Kimisi dargın eski çifteciler
Dağıldılar kırlangıçlarleyin bir meçhule
Deniz su döküyor arkalarından
Haydan gelip huya giden cümlelere
Kaptan köşkü yüzüyor dalgaların üstünde
Şakuli bir bok gibi
Kaptanı tayfasıyla
Niye yazdım bunları? Bahar geliyor. Önümüz yaz. İçim kıpır, kıpır. Canım Can’ı çekti…

 

altbanneraralik

Assist Line

Sigortacı Önemli İnternet Adresleri

İstatistikler

Üyeler : 13786
İçerik : 5611
İçerik Tıklama Görünümü : 11442901

  • Giriş Yap
  • Kayıt ol
    Kayıt Alanı
    *
    *
    *
    *
    *
    Doldurulması Zorunlu Alan(*)
  • Haftalık Bülten Almak İstiyorum

    new2016