Sokak satıcıları

Sigortacı Gazetesi

Cuma, 19 Temmuz 2019
Yazı Boyutu
  • increase font size
  • Default font size
  • decrease font size
Sigortacı Gazetesi Eşber Erülgen Sokak satıcıları


Sokak satıcıları

e-Posta Yazdır PDF

ANILARDA kalan semt, mahalle gibi olguların, beton yığınlarına gömülmemizle unutulduğu malûm. Üsküdar, Aksaray, Samatya veya Nişantaşı’nda yaz gelince mahallelerde karpuz sergileri kurulurdu. Mahallenin uygun bir köşesindeki arsaya sağı, solu ve çatısı branda ile çevrilerek bir sundurma oluşturulur; tabanına adını hatırlayamadığım bir cins ot döşenir ve karpuzların perdelediği kuytu köşeye geceleri yatağın serileceği tahtadan bir sedir oluşturulurdu. Sergiyi kuranlar genellikle mahallenin sözü geçen (!) takımından iki üç kişilik bir ekip olurdu. Kolay değil, yaz boyunca gece gündüz derme çatma bir yerde yaşamak. Onun için birbirine güvenen kişilerden oluşan bu ekip nöbetleşe çalışırlardı. Adedini tahmin edemeyeceğim olsa olsa yüzlerce diyebileceğim miktarda karpuz, kamyonla getirilir ve çift çift atılarak elden ele boşaltılır, o sırada büyüklüğüne göre birkaç boy olarak ayrılır ve fiyatlandırılırdı. Kendine güvenen genellikle tanıdık olan müşteriye garanti verir, kabak çıkanı değiştirir, ama buna itibar etmeyene de “kesmece” verilirdi. Geniş çaplı iş yapanlar, tek atın çektiği küçük yük arabalarına yükledikleri karpuzları civar mahalle ve sokaklarda “kesmece bunlar” nidalarıyla dolaştırarak satarlardı. Mal azaldıkça üzerine ilâve edilir ve yaz sonuna kadar devam ettirilirdi. Tamamen güvene dayalı bu ortaklık herhalde mevsim sonunda kâr zarar hesabını görebiliyordu.


Sırtında bir metre civarında (omuzlarını iki yandan aşan) bir sırık, ucundan sarkan üçlü ipin ucundaki yuvarlak tablaların içinde yoğurt tepsileri ve terazi ile dolaşan, kimi “Silivri yoğurdu kaymak” diye bağıran, kimi sadece çıngırak çalan seyyar yoğurtçular vardı... Çağrıldığı evin kapısının önüne tablaları indirir yoğurt tepsisinin üzerini örten ahşap kapağı kaldırır, önce evden verilen kabın darasını alır, istenen miktarın dirhemini koyar ve mala’ya benzer özel kepçesi ile yoğurdu tabağa aktararak tartıp, teslim ederdi..


Hani yenilerin eski kuşağa takılmak için söyledikleri “nerdeee o eski enginarlar” tekerlemesi gibi olacak ama, kapıdan alınan o yoğurtların tadını hatırlayan, bugünkülere yoğurt diyemez!..
Bir atın semerinin iki yanına monte edilerek sabit hale getirilmiş iki teldolap (buzdolabından önceki dönem mutfaklarda yemeklerin muhafaza edildiği sinek teli kaplı dolap), içlerinde ciğer, işkembe, kelle, paça ve sair sakatat asılı seyyar ciğerci, peşinde bir düzine kedi.. Dolaplardan birinin alt rafı sakatatı ayıklamak için tezgâh ve bıçaklara ayrılmıştır, istenen malı orada güzelce ayıklar ve evden verilen kaba boşaltır. Bütün bu alışveriş sırasında ayaklarının etrafında itiş kakış dövüşen kedilere rağmen sabırla bekleyen at için ne söylenebilir ki ? Asil hayvanın şanssızı!
Birçok semtte bostanlar vardı. Bugünkü gibi domates Antalya’dan gelmez, gelmeye kalksa o günün taşıma imkânlarıyla yollara ömrü yetmez, salça olarak varırdı. Özel mahsulü meşhur olan, Lânga / salatalık, Yedikule / marul, Bayrampaşa –/enginar dışındaki semt bostanlarında tüm mevsim sebzelerinden başka incir, dut, erik türü meyveler de yetişirdi. Bostan sahibi ile tanışıklığı olanlar bir fantezi olarak kendi elleri ile toplamak üzere bostana giderdi.


Bahçıvan, sabah erkenden toplanan her türlü sebze ve meyveyi at sırtındaki küfelere doldurup semt sokaklarında bizzat veya adamları vasıtasıyla satardı.
Kış gecelerinde yolu gözlenen seyyar satıcıdır, bozacı. Diz boyuna yükselen karlı yollarda elinde güğümlerle “Vefa’nındır” diye bağırarak dolaşan bozacıların sesi hala kulaklarımdan silinmemiştir. O insanların birkaç litre boza satarak dondurucu kış gecelerinde büyük emekleri karşılığında ne kazandıklarını hep merak etmişimdir.
Çok sevdiğim, NE GÜZEL CAHİLDİK şiirinin son kıt’asını aşağıya yine iliştirdim, bir kere daha okumaya değer…
Ekmeklerimiz el değerek üretilirdi, sağlıklıydı, lezzetliydi ve mis gibi kokardı.


Çay da kokardı... Domates de...
Bütün bu nefasete, küçücük bir bakkal dükkânının zenginliği yetiyordu.
Dışarıda kar... İçeride huzur...
Zam endişesi, doğal gazın kesilme korkusu, yolda kalma telaşı, rejim tehlikesi...
Kimin umurunda... Ne güzel cahildik.
Mutluluğun resmini çiziyorduk...

 

altbanneraralik

Assist Line

Sigortacı Önemli İnternet Adresleri

İstatistikler

Üyeler : 13786
İçerik : 5611
İçerik Tıklama Görünümü : 11442898

  • Giriş Yap
  • Kayıt ol
    Kayıt Alanı
    *
    *
    *
    *
    *
    Doldurulması Zorunlu Alan(*)
  • Haftalık Bülten Almak İstiyorum

    new2016